4 Ekim 2010 Pazartesi

Kilo veremiyorsanız yanlışınızı bulun

Aç kalarak kilo veremezsiniz...

Kilo vermek için elinizden geleni yapıyor ve hala kilo veremiyorsanız, bir yerlerde yanlış giden bir şeyler var demektir. 

Pek çok insan beslenmesine dikkat ettiği halde bir nedenle kilo verememekten yakınır. Birçok kişi de aç kalarak zayıflamaya çalışır. Oysa uzmanlar uyarıyor: "Sakın aç kalarak kilo vermeye çalışmayın. Düzenli, az az ve sık sık beslenmek metabolizmanızın sürekli çalışmasını sağlar ve kilo vermede etkilidir."

Metabolizma hızının kilo vermede çok etkili olduğunu belirten Diyetisyen Berna Ertuğ, "Metabolizma hızı; vücudun aldığı besinleri enerjiye dönüştürmesi ve gerektiğinde bu enerjinin harcanması olayıdır. Metabolizma hızı kişiye göre yeterince iyi ise alınan besinler kolayca enerjiye dönüştürülüyor ve harcanıyor demektir. Eğer değilse, besinleri enerjiye dönüştürmek zorlaşıyor yani yakılamayan enerji yağ şeklinde depolanarak kilo artışına neden oluyor" dedi.

Metabolizma hızınız genetik, yaş, cinsiyet, büyüme dönemi, vücut bileşimi ve tipi, hamilelik, hormonlardaki bozukluk, hastalık gibi birçok faktörden etkilendiğini kaydeden Ertuğ, "Yaş ilerledikçe kilo alıp verme döngünüzün de değiştiğini unutmayın. Daha önceki beslenme alışkanlıklarınıza devam ederseniz yaş faktörünün metabolizma hızını yavaşlatacağını unutmuş olacağınızdan bunun bilincine varmalı; yaşınıza, metabolik hızınıza ve kişisel özelliklerinize göre uygun bir diyetle beslenmelisiniz" diye konuştu.

Diyetisyen Ertuğ kilo vermekte zorlananlar için şu önerilerde bulundu:

TEK GIDA DİYETİ Mİ? ASLA!
Tek tip beslenmekten vazgeçin, her öğününüzde 5 besin grubundaki (Et ve ürünleri, süt ve ürünleri, ekmek ve ekmek grubu, sebze ve meyve, yağlı tohumlar) besinleri tüketmeye özen gösterin.

SÜREKLİ YİYEREK ZAYIFLAYIN
Düzenli, az az ve sık sık beslenmek metabolizmanızın sürekli çalışmasını sağlar. Diyetinize meyve, diyet bisküvi, küçük sandviçler ve süt gibi ara öğünler ekleyerek ana öğünlerde çok acıkmanızı engellemiş olup porsiyonlarınızı da azaltmayı sağlamış olursunuz.

AÇ KALARAK KİLO VERMEYİ AKLINIZDAN BİLE GEÇİRMEYİN
Öğün atlanarak veya çok düşük kalorili ve bilinçsizce yapılan diyetler metabolizma hızını yavaşlatır ve bunun sonucunda bir günde harcadığınız enerji azalır. Çünkü besinlerin sindirimi ve besin öğelerinin emilimi sırasında toplam günlük enerjinin yüzde 10'u harcandığı için yeterli miktarlarda tüketilen besinler kalori harcamasını gerçekleştirir.

FİZİKSEL AKTİVİTENİZİ ARTIRIN
Günlük hayatınızda yapabileceğiniz en basit fiziksel aktiviteyi yaşam tarzı haline getirmeye çalışın. Yürüyüş, bisiklete binme gibi egzersizler metabolizma hızınızın yükselmesinde büyük önem taşır.

SU TÜKETİMİNİ ARTIRIN
Metabolizmanızın düzgün çalışması için bol miktarda suya ihtiyacı vardır. Günde en az 2 litre su içmeye çalışın; ancak bu miktarın kişisel özelliklere ve sarfedilen enerjiye göre değişkenlik göstereceğini unutmayın.

TİROİD HORMONUNUZU KONTROL ETTİRİN
Tiroid bezi metabolizma hızınızı kontrol ettiği için ailenizde genetik bir troid problemi varsa veya kendinizinkinin yavaş çalıştığından şüphe duyuyorsanız kontrol ettirmek faydalı olacaktır.

Sanal aşklar tatlı başlar

Sanal aşklar tatlı başlar. Aslında o duygulara aşk demek de biraz ayıp olur ama konuya buradan girip kafanızı karıştırmayalım.

Çağın kolaylığı internet, doğal olarak aşk hayatımızı da ele geçirdi. Ele geçirmekle kalmadı, aşk hayatımızı mahvetti!

Ekonomik sıkıntılar, hepimizi sosyal hayattan uzaklaştırdı. Zaman geçtikçe daha yalnız ve içe dönük bireyler haline geldik. Evde televizyon izleyerek geçirilen sıkıcı akşamlara renk getirebilmek için, soluğu sanal alemde aldık. Önce Google'ın ne olduğunu öğrendik. Kendimizi dünyanın tüm bilgilerine haiz sandık. Ardından internet ortamında tanışabileceğimizi keşfettik. İcq, skype ve sonunda msn! İletişimin bin bir çeşit yolunu bulduk. Ancak tipini görmediğimiz ve hakkında bilgi sahibi olmadığımız insanlarla konuşmak bizi sıkmaya başladı. Günler ve haftalar boyunca sohbet ettiğimiz kişilerle ilk karşılaşmamız bizi hayal kırıklığına uğratınca, tanışma sitelerine yöneldik.

İlk Sohbette Aşk

Profiller hazırladık, resimler koyduk. Kendi özelliklerimizi ve aradığımız kişinin özelliklerini yazdık. Daha ileri gidip, bilgisayarın ortak noktaları bulup, bize uygun adayları önermesini istedik. Sonra beklemeye başladık. Gelen mesajların sahiplerini profillerinden çözdüğümüzü düşündük. Onlarca defa yanıldık. Çoğu karşılaşma hüsrandı veya sonradan hüsran oldu. Peki, sanal alemde sabahlara kadar süren sohbetlerin içimizde yaratığı o duygular gerçek değil miydi? İnsan hiç görmediği birine aşık olabilir mi? İlk görüşte aşkın yerini, ilk sohbette aşk mı aldı?

Elbette insan hiç görmediği, dokunmadığı birine aşık olabilir. Bir yazara, bir ressama da aşık olabilir. Bu aşktan ne anladığınıza bağlı! Görselliği çok önemsemeyen biriyseniz, bir adamın beynine vurulabilirsiniz. Aşkın bin türlü hali var.

Ancak bizim gözden kaçırdığımız şey, çoğunlukla bir hayale aşık olduğumuzdur. Ekran karşısında kahramanlık yapmayı seven bir milletiz. Gerçi ekrandan önce de öyleydik. Biz, kısır günlerinde yan komşumuza, rakı masalarında yıllanmış arkadaşlarımıza bile hava atmayı severiz. Bir yabancıyla konuştuğumuzda geldiğimiz nokta şuydu: Hepimiz kral ve kraliçeydik! Çoğumuz en az bir yabancı dil biliyorduk, neredeyse hepimiz üniversite mezunuyduk. Hayatımıza giren kadın ve adam sayısı bir türlü üçü geçemedi. İyi para kazanıyorduk. Kendi ayaklarımızın üstünde duran, bilgili, üreten ve çağdaş kişilerdik. Ülke toplamında gerçek sayımda çıkmayacak ve baskı sayısı yetişmeyecek kadar çok kitap okuyorduk. Boş zaman diye bir kavramımız yoktu çünkü boş zamanlarımızı konser, tiyatro ve sinema ile dolduruyorduk. Evde izlediğimiz korsan CD'leri sinema yerine, restoranda çalan müzikleri de caz konserine çevirme becerimizi atlamak ayıp olur tabii ki. Bizler, sanal alemde kendimiz olmayı beceremedik. Olmak istediğimiz kişilerdik. Yani, hepimiz iyi birer pazarlamacı olduk ve bu işe kendimizi süslemekten başladık. Ancak aşık olduğumuzu düşündüğümüz kişilerin de, aynı hediye paketine sahip olduğu aklımıza gelmedi.

İlişki Yaşadığını Zannetme Hali

Sanal alemin içinde hiç gerçek sevgilere rastlanmaz mı? Elbette bu olasılık dahilindedir. Kendinizi ne kadar şanslı gördüğünüze bağlı... Ancak özellikle farklı şehirlerde yaşayan insanlar, bir ilişki yaşadığını zanneder. Mesafelerle daha da kolaylaşan aldatmalar, sonunda yüreğimizin vurgunlarla yıkılmasına neden olur. İnsanlar her ortamda tanışabilir. İnternet de, diğer olasılıklar gibi bize hizmet etmek ve hayatımızı kolaylaştırmak için var. Özetle geleceğimiz nokta şudur: Normal hayatta bile başlayan ilişkileri sürdürmek, güvenmek ve sahip çıkmak çok zorken, sanal alemde yapılan sohbetlerin aşka dönüştüğünü düşünmek, bizi acı verici bir sona hazırlar. Sanal alem keyiflidir ancak işyerinden koşarak eve gidip, bilgisayarın başına oturma boyutuna geldiyseniz, siz de artık sanal bir kişisiniz demektir.

Her şeyi dozunda bırakın! Dışarıdaki gerçek yaşamdan kaçarak sığındığınız bilgisayar ekranı, sizi asosyal, yalnız, üzgün ve kaybetmiş biri yapmasın. Gerçek dünyadan kopmayın, sanal alemin keyfini çıkarın!
 

Erkeğin eşinden bekledikleri

Evlilikte erkeğin kadından beklentileri genelde kadının beklentilerinden daha fazladır.
Evlilikte erkeğin kadından beklentileri genelde kadının beklentilerinden daha fazladır.

İkisi de aynı işyerinde çalışıp yorulsa da erkek, eve girer girmez "çok yoruldum" diye uzanır.

Evlilik hayatında çoğu şey müşterek, ancak beklentiler farklı olabiliyor. Yıllar geçse de eşler birbirlerine önceliklerinin ne olduğunu net bir şekilde dile getiremeyebiliyor. Özellikle erkekler ne istediklerini anlatmakta, kendilerini ifade etmekte çok sıkıntı çekiyor.

Evlilikte erkeğin kadından beklentileri genelde kadının beklentilerinden daha fazladır. İkisi de aynı işyerinde çalışıp yorulsa da erkek, eve girer girmez "çok yoruldum" diye uzanır. Kadının böyle bir lüksü olmadığı gibi üstelik erkek, ondan bir de güzel "yemek" bekleyebilir.

Evin düzenli-tertipli, elbiselerinin temiz ve ütülü olmasını, hatta kimi erkek, içeceği bir bardak suyu bile eşinin getirmesini bekler. Cep telefonunun nerede olduğunu, gözlüklerini, çoraplarını nereye koyduğunu, arabanın anahtarının nereye bırakılmış olabileceğini hülasa buna benzer birçok şeyi kadından hep "hizmet" olarak bekler.

En önemlisi ise, erkekler, annelerinden gördükleri karşılıksız "şefkat", "sevgi" ve "ilgi"yi eşlerinden de beklemektedir.

Fakat annesinin "Aa! Burnun akmış gel sileyim" dediği gibi; "Mendilini aldın mı? Anahtarın, telefonun cebinde mi?" vb. sorularla çocuk gibi idare edilmek yerine, ayrıca fizikî gücünü göstermek için eşinin kendisini bir "kahraman" gibi görmesini de bekler.

Yaratılış itibarıyla şiddet, saldırganlık, sinirlilik, kabadayılık, özgürlük ve kural tanımazlık özelliklerine yatkın olduğu için erkekler, eşlerinin bu duygularını kontrol altına almasına yardımcı olacak "sakin, itidalli, hoşgörülü, anlayışlı, idareci" olmasını bekler.

Aileyi idare ettikleri için ülke idare eden kral gibi "saygı" görmek ve asla "tenkit edilmemek" ister.

Bu hay huy içinde kadınların en çok yakındıkları şey, "Eşim ne yaş günümü ne de evlilik yıldönümümüzü hatırlıyor. Demek artık beni sevmiyor!" vehmine kapılmalarıdır. Bu yüzden erkekler eşlerinin pek kolay anlaşılamayan "sevgi dillerinin" kolayca anlaşılmasını bekler.

Eşinin "Sen bana ne hayat yaşatıyorsun?" diye nankörlük etmek yerine, kendisinin mükemmel bir baba ve eş olduğunu ifade eden "takdir" sözcükleri bekler.

Maddi konuda kendisini sıkıntıya sokmayıp, gücünü aşan aşırı isteklerde bulunmayarak "ayağını yorganına göre uzatarak", "iktisatlı" olmasını bekler.

Eşlerinin soru kitabı değil "cevap anahtarı" olmasını, "dırdırlarıyla" kafasını "şişirmemesini" özellikle de "gözyaşlarını silah" olarak kullanmamasını bekler.

Bir şeye canı sıkıldığında durgunlaşıp düşünmeyi tercih eder. Şayet eşi tepesine dikilip: "Ne düşünüyorsun! Yoksa başka biri mi var? Yoksa, bir yerlere para mı kaptırdın?" gibi aşağılayıcı ve "güven" zedeleyici davranışlardan kaçınmasını bekler.

İhtiyacını en fazla tatmin eden, aşkını, sevgisini ve şevkini paylaşacağı neş'ede ortak, elem ve kederde yardımcı, sûri güzelliğinin yanında zahiri arkadaşlığını samimileştirecek "iffet" ve kötü ahlaktan arınmış, "ünsiyet" edeceği, iyi geçineceği, ruhi imtizacı sağlayacak "mûnislik, itaat" ve "güzel ahlâk" bekler.

Kısacası erkek kadından, annesi kadar "şefkatli eş", güveneceği sadık bir "dost", her şeyi paylaşabilecek "arkadaş", sohbet edebileceği kalbine karşılık mükemmel bir "kalp" bekler.

Güllerin Efendisi, hayırlı kadının kocasına iyilik yapan olduğunu ve böyle bir kadının bu hareketinin bin şehitlik makamıyla eşitlendiğini söyler. Tabii ki, o da ayrı bir yazının konusu olsa da madalyonun bir de "kadınlar erkeklerden ne bekler?" yüzü var.

El ve ayak bakımı nasıl olmalı

El ve ayak bakımı nasıl yapılır işte size püf noktalar

El ve ayak güzelliği senelerden beri hepimiz için çok önemli bir estetik detaydır. Ayağı temiz olanın, her yeri temiz olur diye bir laf duymuştum seneler önce. İşte o günden beri el, ayak temizliğine ve bakımına extra dikkat ediyorum.


Kirli eller, uzamış ve bakımsız tırnaklar sanırım hiç birimiz için hiç hoş bir görüntü oluşturmuyor. Onun için erkek, kadın fark etmez el ve ayak bakımını kimse ihmal etmemeli.

Eller, yaşlılığı vücudun diğer kısımlarına göre çok daha önce gösterebilir. Yüz ise estetik ameliyatlar ile gençleştirilebilinir, ama ele bu yapılamaz. Onun için ellerin yaşlanmasını bakımla engellemek gerekir. Su ellerinize zararlıdır, özellikle deterjanlar ve evde kullanılan temizleyiciler ellerinizi mahveder. Soğuk hava, toprak,  güneş ve deniz suyu gibi şeyler de yine elleri hırpalar. Dolayısıyla, ellerimize her gün el kremi sürmek size bir alışkanlık haline gelmeli.

Ellerinizi ıslatarak iş yapacağınız zaman kesinlikle lastik eldiven giyin. Bahçede çalışıyorsanız, lastik eldiven yerine kalın kumaş eldivenleri tercih edebilirsiniz. Soğuk havada ya da kar yağdığında ise eldivensiz sokağa çıkmayın.

Ellerinizi her yıkamanızdan sonra iyice kurulayın ve el kremi veya losyon sürün.  Günde en az bir defa parmakları, tırnakları bir fırçayla, yumuşak sabunla fırçalayın. Haftada bir kez, ellere çok yağlı bir kremle masaj yapmak veya el maskesi kullanmak ellerinize çok iyi gelecektir. Özellikle gece yatmadan önce ellere mutlaka vazelin sürüp pamuklu eldiven giyerek yatın. Bu işlem eller için çok yararlıdır. Ayrıca, el üstlerine sürülen sıcağa yakın parafin gözenekleri açar, cildi temizler ve yoğun bakım yapar.

Tırnaklarda bakıma çok ihtiyaç duyar. Bol bol nemlendirici sürerek tırnak etlerinin yumuşamasını sağlayabilirsiniz. Yumuşayan tırnak etlerini ise bir havlu ile geri itebilirsiniz. Gece yatmadan önce tırnak diplerine özel krem sürmeniz size çok faydalı olacaktır.

Tırnakalrınıza Manikür yaparken, sabunlu su yerine, ılık zeytinyağı kullanabilirsiniz. Fakat tırnak cilasını sürmeden önce tırnakları iyice silmeniz gerekir, yoksa cila tırnaklardan akar.

Ayaklar, dik durabilmemizi sağlayıp bütün gün vücudumuzu taşırlar. Ayak dertlerinin birçoğu fazla dar, burnu sivri, topuğu yüksek ayakkabıları giymekten oluşur. Ayakkabılarınızın tam ayağınıza göre olması gerekmektedir. Ayak Başparmakla ayakkabının burnu arasında en az 1 cm boşluk olmalıdır. Ayaklar sabahları en küçük halindedirler, o yüzden ayakkabı almak için en doğru zaman akşamüstüdür.

Ayakları her gün sabunla köpürterek kesinlikle yıkayın ve sert kıllı bir fırçayla fırçalamanızda fayda var. Özellikle topuk kısmında ki sertlikleri gidermek için ponza taşını kullanabilirsiniz. Ayaklara, losyonla masaj yapmak çok iyidir. Hem kişiyi rahatlatır, hem de ayak derisi yumuşar. Ayaklara, talk pudrası sürün. Bu, nemi yok eder. Gece yatmadan önce ise ayaklarınıza vazelin sürün ve pamuklu çorap giyip yatınız.

Yorgun ayakları dinlendirmek için, bir leğenin içine ılık su ve birkaç damla lavanta yağı dökün. Ayaklarınızı suyun içinde 15 -20 dakika bekletin. Ayrıca limon suyu da cildi yumuşatır ve ayakları dinlendirir.

Her 10 günde bir pedikür yapmanız gerekir. Tırnaklarınızı keserken dikkatli olmalısınız, tırnağın yanlış kesilmesi tırnak batmasına sebep olabilir. Çok sıkı, dar ayakkabılar giyilmesi de tırnakları rahatsız edip batmasını sağlayabilir.

Ömür boyunca vücudumuzu taşıyan ayaklarımızı, bakımsız bırakmamız pek akıllıca olmaz sanırım dimi. Onun için ayak bakımınızı ihmal etmeyin diyoruz.

Unutmayınki; Güzel el ve ayağa sahip olmanın yolu temizlik ve bakımdan geçer.

Client Onboarding and KYC Compliance

The GoldTier product incorporates all of the functionality required to effectively:

  • Manage the onboarding and maintenance of new and existing clients across a variety of teams including sales, relationship managers, operations, compliance, documentation, tax, credit and legal
  • Integrate compliance controls into the client onboarding process
  • Deliver Know Your Customer (KYC / AML), Customer Identification Profile (CIP), MiFID client classification, USA PATRIOT Act, and related client regulatory due diligence
  • Create transparency to stakeholders throughout the client lifecycle.
'GoldTier is creating a standard to address both the tactical and strategic challenges arising from the processes of client onboarding.' HSBC
The solution empowers financial institutions to:
  • Meet regulatory compliance demands: with automated due diligence processing and comprehensive client audit profiles on-demand
  • Improve time to revenue: with the reduction in paperwork and tightening of account opening cycle times
  • Control costs: with the automation of manual tasks, elimination of expensive repeat tasks, and real-time management dashboards
  • Enhance the client experience: with the minimization of touch points and repeat requests to your clients.
Each onboarding activity is tied back into a common onboarding framework, meaning client knowledge can be leveraged across all activities. GoldTier enables financial institutions to set policies, adopt regulations and then implement and enforce them throughout these activities.
To receive a complimentary copy of the GoldTier KYC and Client Onboarding Solution brochure with key client commentary please select Contact Us from the menu on the right.